Eczacı, İlaç, Eczane, Eczacılık

Tıbbi Bitkilerle İlk Karşılaşma | Gezi Yazısı

Tıbbi Bitkilerle İlk Karşılaşma | Gezi Yazısı

Tıbbi Bitkilerle İlk Karşılaşma

IUPSA-2011 grubu olarak Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’ni ziyaret ettik. Birinci sınıflar olarak eczacı olmanın ne demek olduğunu prosedürleri ötesinde kavrayabildiğimiz tek yer olan laboratuar deneyimimizin yalnızca beş gün ve non-stop adrenalinle sürmesiyle büyük bir hüsrana uğramıştık. Ben ve benim gibi IUPSA grubuna yeni katılan arkadaşlarım da IUPSA’nın bir önceki eğitsel gezilerini kaçırmamız dolayısıyla derin acılar yaşıyorduk. Derken beklenen gün geldi çattı ve IUPSA bizi kaptığı gibi botaniğin kucağına attı; ”ilaçlara koyacağınız tüm etken maddeleri içeren bitkilere, özellikle çiçeklere burnunuzu sokmadan geri dönmeyin” dedi adeta.

Tabi ki henüz birinci sınıf olduğumuzdan dolayı izlenimlerimiz doğal olarak gayet sınırlı. Eminim yolda herhangi birimizi çevirseniz ve ‘’Gezi nasıldı?’’ diye sorsanız size hemen ‘aloe vera’ diye karşılık verir. Ne alaka derseniz, şöyle ki; çeşitli güzellik kremlerinde veya bitkisel ilaçlarda adına sık sık rastladığımız aloe vera, oysaki direkt olarak yaprağı çıt diye kırılıp içindeki jel kullanıldığı anda etki gösteriyormuş, bunu deneyimleyerek öğrenmek güne damgasını vurdu, kırılmış bir aloe vera yaprağının grup içindeki popülaritesini anlatmaya kelimeler yetmez. Nemlendirici etkisini ise denedik ve onayladık. Azıcık daha uğraşılsa aloe vera jeliyle bronzlaşanları bile görebilirdik.

Bahçe içinde tropikal bitkilerin yetiştiği bir sera var. İçerisi ölümüne nemli tahmin edileceği üzere. İlgimi çeken çoğu bitki olduğu halde şu an isimlerini hatırlayamıyorum ama robot resmini çizip özelliklerini saysanız ‘işte buydu’ derim. Bu bakımdan tüm birinci sınıflar için genel subliminal kültür açısından faydalı bir gezi olduğuna inanıyorum. Seraya damgasını vuran birinci öge aloe vera’ydı. İkinci öge ise adını hatırlamadığım, kökü su içinde serbest bulunan, bize göstermek için kulağından tuttuğu gibi kendisini kaldıran rehberimiz tekrar onu suyun içine bıraktığında ise grup içinde şaşırma ve gülüşmelerin yaşandığı, şu an adını ve özelliklerini hatırlamadığım için utanç içinde olduğum yeşil bir bitkiydi.

Tıbbi Bitkiler Bahçesi’ndeki rehberimiz bayan bir biyologdu, enli boylu birçok bilgi verdi ve sağlık açısından da faydalı önerilerde bulundu. Güneş saati’ni kullanmayı bile öğretti. O sırada saat çevresindeki kalabalığı aşıp rehbere ulaşmak için yoğun bir mücadele vermeme rağmen dinlemeyi başaramadım, ama eminim ön saflardan aldığı bilgilerin üzerine yenilerini ekleyip elektronik bir saat icat edecek denli konuyu kavramış arkadaşlarımız da mevcuttur.

Bahçe yalnızca eksantrik bitkilerle dolu değil. Çilek gibi, çağla gibi yemeyi çok sevdiğiniz şeyler de yetişiyor. Nane de vardı, ama üzerlerinde tuhaf metalik renkli böcekler geziyordu, rehberimize sorduğumuzda onların mayıs böceği olduğunu ve naneye özgü olmadığını öğrendik. Malum mayıs ayındaydık. Her neyse, bahçede yetişen söz konusu meyvelerden bir sofra hazırlanmıştı. Organik tarım ürünlerinden yapılan bu ikram yanında sunulan limon otu çayı da büyük ilgi gördü. Yeterli enerji depoladıktan sonra herbaryuma götürüldük.

Herbaryumda birçok kurutulmuş ve çetelesi tutulmuş bitki, tohum ve benzeri bulunmakta idi. Çekmecelerde ve kavanozlarda depolanıyordu. Arkadaşlarla küçük çapta incelelemelerde bulunduk ve yalnızca bir tane boş çekmece bulabildik. Buradan da Tıbbi Bitkiler Bahçesi’nin taa 2005 senesinde açılmış olduğu sonucunu çıkardık ve burayı daha önce keşfetmediğimiz için kendimizi eleştirdik.

Bitkisel sabunların yapıldığı ve alkol içinde renklerini kaybetmeden saklanan çiçeklerin konulduğu cam şişelerin durduğu, buzdolabının bulunduğu bir odaya girdik. Terimsel olarak ifade edilemeyince cümleler uzayabiliyor. Konuya dönelim, bu odada distilasyonu konuştuk ve bitkilerden elde edilen uçucu yağlar üzerine rehberimiz tarafından bilgilendirildik. Lavanta yağı direkt olarak temasa girmemizde sakınca olmayan tek uçucu yağ imiş, hatta ve hatta efsaneye göre laboratuarda çalışırken tesadüf eseri elini lavanta yağına daldıran birinin elindeki yaraların hızlı bir iyileşme sürecine girdiği biliniyormuş. Bana pek enteresan gelen bu bilgi üzerine rehberi yalnız bir anında yakalayıp distilasyon yöntemleri ve gerekli aletlerin fiyatları üzerine onu bir soru yağmuruna tuttum. Pahalıymış. Ama bu yağlar zaten üretiliyormuş, zira girişte bir yerlerde dikkatimi çeken vitrindeki küçük tüplerde bulunan bu yağlar onları elde etmek için gerekli aletlerin binde biri fiyatına satılıyormuş.

Rehberimizi tuttuğum soru yağmurundan aldığım diğer bilgileri de paylaşmak isterdim ama sanırım onların da çoğu belleğimin tozlu kıvrımlarında yerlerini aldılar. Yalnız şunu belirtmek isterim ki vakit sınırı olmadan, birebir görerek ve on düşünüp bir konuşmak zorunda kalmaksızın sorular sorabildiğiniz, bir bilirkişinin bulunduğu bu eğitsel çalışmada bulunmanın her şeyden önce psikolojimize büyük katkısı oldu.

Bunun dışında sanırım kedi otu kökü zehirli ama sakinleştirici etkisi var, kedileri acayip cezbediyormuş. Yüksük otu da zehirliymiş ve çiçeği gerçekten de yüksüğe benziyor. Bir zamanlar adamotu da varmış, ölmüş. Zakkumun kökünün de zehirli olduğunu söylememe gerek bile yok. Gerekli uyarıları da yaptıktan sonra, bunların yalnızca hatırımda kalanlar olduğunu tekrar belirtiyor ve yazımı noktalıyorum. Keyifli okumalar…

Buket Hün


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ