Eczacılık Tarihi Üzerine Mert Sandalcı ile röportaj

  • Haberin Tarihi: 7 Şubat 2015
  • Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
Eczacılık Tarihi Üzerine Mert Sandalcı ile röportaj

Eczacılık Tarihi Üzerine Mert Sandalcı ile röportaj

•Öncelikle kendinizden ve kariyerinizden bahseder misiniz ? 1958 İstanbul doğumluyum. İyi bir eğitimci olan dedem, 7 yaşı okul eğitimi için çok geç bir yaş olarak görüyordu. Bu sebeple, 4 yaşımda okumayı söküp, 5 yaşında 1. sınıfı atlayarak 2. sınıfdan başladım. Özel Işık Lisesi, Fevziye Mektepleri’ni bitirdim. Yükseköğrenimime başlamadan evvel, babamla uzun istişarelerde bulunduk. Benim hayatta en çok istediğim bölüm zoolojiydi. Babam bu konudaki düşünceme saygı duydu fakat, kendisi gibi inşaat mühendisi olursam, beraber birçok projeye imza atabileceğimizi söyledi. Bunun üzerine ben de tercihlerimde 14 inşaat mühendisliği ve son olarak 1 zooloji bölümü yazdım. Umut ettim ki puanım tutmaz da zoolojiye giderim. Fakat inşaat mühendisliğini tuttu ve inşaat mühendisi olarak çıktım. 3 büyük projede yer aldım; 1.si Edirne Çimento Fabrikası inşaasında saha mühendisliği, 2.si Çorlu Nato Havaalanı inşaatında kontrol mühendisliği. Son olarak da 2. Boğaz Köprüsü inşaasında şantiye şefi olarak 4 yıl çalıştım. Açılış töreninde tören alanına girmeye hakkımız olmadığını öğrendik. 4 yıl boyunca çeşitli fedakarlıklar göstererek yaptığımız projenin açılış törenine alınmamam mesleği o gün bırakmama neden oldu.

Daha sonra hobilerimle ilgilenmeye başladım. Küçük yaştan beri çeşitli alanlarda koleksiyonlar yapıyor idim. İstatistik çıkarmak, tasnif yapmak gibi şeyler üzerine yeteneğim hep vardı.

Bir yaz tatili sırasında, eşim Gülnur’u tanıdım. Ben 19, o 18 yaşındaydık. Birbirimize çok uyum sağladık. O sırada Gülnur Amerika’da eczacılık eğitimi alıyor idi. Fakat 2 yıl sonunda, bu durum ikimize de zor gelmeye başlamıştı , Gülnur İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne geçiş yaparak eğitimine burda devam etti . 1.5 yıl boyunca onunla beraber eczacılık fakültesine giderek ve derslerinde yardımcı olarak eczacılıkla tanıştım. İkimiz de kendi okullarımızdan mezun olarak çalışma hayatına atıldık. Bu sırada çocukluğumda başladığım koleksiyonlarıma devam ediyordum. Babamın da desteklediği pul ve Osmanlı posta tarihi üzerine ciddi bir koleksiyonum vardı.

Türkiye’de hatırı sayılır koleksiyonlardan birini yapmaya başlamış idim. Bu koleksiyonlardan ilk paramı kazanmamla bu işe bütçe ayırmaya başladım. Mesleği bıraktığım dönemde de bu işle daha çok ilgilenmeye başladım.

Ayrıca mühendislik yaparak ismimin kalıcı olamayacağını anladım. Bu durum beni koleksiyonculuğa daha da yakınlaştırdı. Farkettim ki Osmanlı kartpostalları üzerine bir çalışma yapılmamış. Bu alanda güzel bir çalışma yaparsam kalıcı olabileceğimi düşündüm. 4-5 yıl sonunda Koç Bank’ın desteğiyle 3 ciltlik çalışmamı yayınladım.

•Neden eczacılık alanına yöneldiniz?

Yaptığım koleksiyonlar için malzeme toplarken eşim de bana yardım ediyordu. Eşim de eczacılıkla ilgili kutu, şişe gibi malzemeleri toplamaya başladı. Fakat kendisi topladıklarını belli bir sistematiğe göre yapmıyordu. Ben ise bu konuda onu sürekli uyarıyor, yönlendirmeye çalışıyordum. Eşimin çalışmalarına müdahele etmelerim sebebiyle, eşim bütün topladıklarını bana verdi. Bunun üzerine ben de bu konuya yöneldim ve 1989’da kendime “her eczacıya nasıl ulaşırım?” sorusunu yönelttim. Elimde eski eczacıların bir listesi olursa bunu başarabilceğimi düşündüm. Fakülteye giderek diploma kayıt deft erlerini aldım. Fakat belli bir tarihten öncesi fakültede yoktu. Bunun üzerine Başbakanlık Osmanlı arşivi ve Ticaret Almanakları’nı buldum ve fotokopilerini aldım. Ticaret Almanakları’nda Osmanlı’nın bütün vilayetlerindeki her meslekte çalışan insanların isimleri vardır. Ticaret Almanakları 3-4 yılda bir yayımlanmıştır. Bu kitaplardan tüm Osmanlı sınırlarındaki farmasi adı altı nda çalışan kişilerin adlarını ve çalıştıkları vilayetleri aldım. Tüm bu bilgileri adı, yeri, kaynakçası v.s. adı altı nda tek tek topladım. Bana dünyada bundan daha çok zevk veren bir iş olamayacağını hissetti m. Hayatım buymuş benim. Eşimle 3 sene boyunca Türkiye’yi doğu batı demeden karış karış gezdik. Bir yandan tüm bilgileri girerken diğer yandan da şişe, kutu, kağıt, v.s. toplamaya devam ettim ve bunlara ciddi anlamda paralar vermeye başladım. Eskiciler ile işbirliği içinde çalıştım. Elimde bulunmayan materyallere değerinin 10, 20 katını vererek elde etmeye çalıştım.Durum böyle olunca eskiciler de bu alana yöneldiler ve gittikleri yerlerde kitaptan, dolaptan, eski eşyadan once ilaç, ilaç kutusu, şişe sormaya, araştırmaya başladılar.

Bu dönemde Prof. Dr. Turhan Baytop ile tanıştım. Kendisi olaya bakışımı değiştirdi. Turhan Hoca ile eczacılık tarihi kongrelerine gitmeye başladım. İlk eczacılık tarihi toplantısına dinleyici olarak katıldım. 160 eserle başladığım çalışmam kısa sürede 2000 esere ulaştı . Böylelikle çalışmamı bir kitap haline getirmeye karar verdim. O sırada Eskişehir’de yapılacak olan 3. Eczacılık Tarihi Toplantısı’na Turhan Hoca’nın teşviki ile, çıkarmaya çalıştığım kitabımın da özü olan 100 panoluk bir bildiri verdim: “Efemeral Belgelerle Eczacılık Tarihinin Kesişimi”. Bu kongreden inanılmaz tepkiler aldım. O zamanki yedi fakültenin dekanından, öğretim üyelerinden övgü dolu sözler işittim. Açtığım hatıra defterine çok güzel yazılar yazdılar. Bu olaylardan aldığım feedbackler ile Bülent Eczacıbaşı’na projemden bahsettim. Koleksiyonumu gösterdim. Projemde, her sayfada bir obje ve altında onunla ilgili bilgiler yazacağımı söyledim. Hayalimdeki herşeyin gerçek olacağını o gün kendisine kendi hikayesini anlattıktan sonra çok daha iyi anladığını belirtti . Dokuz cilt kitabımı hiçbir müdahale olmadan kendi istediğim gibi yaptım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir çalışma yok. Yaklaşık bir milyon dolar bütçe ile yaptığımız çalışmada malzemeler Eczacıbaşı’na gitmek kaydıyla ve dokuz ciltte ortalama 300 eser kullanılarak bu eser tamamlandı. Daha sonra Eczacıbaşı’nın ilaç sektöründen çekilmesiyle ben Abdi İbrahim’e geçtim. Orada 100.yıl için büyük bir keyifle çalışmaya başladık. Yüzbinin üzerinde eczacılık tarihi malzemesi toparlandı.

mert-sandalci

•Eczacılığın geçmişini en iyi bilen kişilerden biri olarak geçmişten bugüne eczacılığı değerlendirir misiniz?

Bugünlerden ders alınmasını gerekti ren korkunç olaylar var.Eczacıların fazlalığı bugün önemli bir problemdir. 1928’de Eczanelerin Tahdili Kanunu ile aynı problemi tekrar yaşamıştık. Tarih tekerrürden ibarettir derken bu bir basmakalıp söz değildir. Geçmişe bakıp bugün ne yapmalıyız sorusunun cevabını görmek mümkün. Sadece ülkemizde değil, Yunanistan gibi diğer ülkelerde de eczanelerin kapatı lması gibi olaylar yaşanmıştır. Dolayısıyla bugün de öyle bir yere geliyoruz ki öyle ya da böyle birşeyler yapılacak. Belki yaşa göre belki yere göre belki de başka
standartlara göre değişiklikler olacak. Eczanelerin bu durumunu göre göre sadece eczane eczacılığı demek, sadece bu alana yönelmek çok da doğru değil. Bugün ilaç firmalarında eczacıların olması gerektiği yerlerde başka çalışma gruplarını görmekteyiz. O yüzden gidişata bakarak ne yapacağız şimdi, bu da başımıza ilk defa geliyor diyerek durup düşünmek yersiz. Geçmişimize bakarak tüm sorularımızın cevabını görme imkanına sahibiz. Eczacılık eğitimine baktığımız zaman ise oldukça olumlu gelişmeler olduğunu görebiliyoruz. Şu anda eczacılar can hıraç şekilde çarpışmak zorundalar. Çünkü eskisi gibi sadece galenik öğrenip, bir kalfa ile beraber eczane açmakla iş bitmiyor. Eczacıların çok da farklı olduklarını görüyorum. Benim eşimin okulu bitirdiği dönemin eczacısı ile bu dönemin eczacısı arasında bilgi birikimi, yapılan çalışmalar açısından oldukça fark var. İyiye giden bir şey varsa en başta bunu belirtmek gerekir.

Bildiğimize göre 1750’li yıllarda İstanbul’da eczanelerin açılmasıyla aktarlar ile eczaneler ayrıldı ve farmasi kelimesinin kullanılması başlandı. Eczane sözcüğünün kullanılmasından itibaren 1950’lilere kadar bence türk eczacılığı mükemmel üstüydü. Dışarıda bulunan ilacı hemen ülkemizde üreti p uygulamak takdire şayan şahane bir olaydı. Dışarıda aspirin yapıldığı zaman senin burada nevrozini yapıp aspirinden daha etkili bir ilaç olarak tutturabilmen; dışarıda kolinos diş macunu varken senin burada radyolini yapman, formülünü hemen kapıp aynısını veya daha etkilisini yapabilmen eğiti minin çok iyi olduğunu gösterir. Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı gibi savaşların ardından yokluklar içerisinde ham madde bulup ciddi anlamda Fransız ilacına eşdeğer, İngiliz ilacına eşdeğer ilaçlar yapabilmek üstün bir başarıdır. 1950lerden sonra hazır ilacın yapılması ile birlikte eczacılık mesleği hızla geriye doğru gitmeye başladı. En basitinden bunu eczanelerdeki mobilyalardan, kullanılan gereçlerin albenisinden anlayabiliyoruz. Eczacı kendisini halka bir şekilde beğendirmeye, tercih edilmeye çalışıyor. Dolabından, kıyafetinden, şişesinden, dekorundan yararlanıp bir fark yaratmaya uğraşıyor. Bu nedenle mesleğe özenin sıfırlandığı görülüyor. Fakat aynı zamanda son dönemlerde eczacının bilinçlendiği görülüyor. Mesleğine sahip çıkmaya başlayan eczacı, mesleğinin tam şartlarını oturtmaya başladı. Kendi alanına ve sorumlu olduğu üretim ürünlerine sahip çıkan eczacılarla beraber dört dörtlük eczaneler açılmaya başlandı. Büyük eczanelerimizde aynı Osmanlı döneminde olduğu gibi diyeti syenler gibi farklı birimler bulunmaktadır. Osmanlı döneminde de bünyesinde doktorlar bulunduran, doktorlar ile beraber çalışan, doktorların eczanelerin laboratuarlarından yararlanmak için yanıp tutuştuğu dev eczaneler vardı. Yerli ilaç ve yerli ilaç sanayi çok gelişmiş düzeyde idi.

•Bunca yıllık çalışmalarınızı sergilediğiniz bir yer var mı?

Bu eserlerin çoğu görülecek şeyler değil. Neden derseniz reçeteler, faturalar, başka kağıtlar v.s. olduğu için. Ama bugün kimi araştırmak isti yorsanız, bana müracaat ettiğinizde Abdi İbrahim Arşivi’nden resimler, belgeler ile çalışmanız mümkün. Şu an için bunu yapabiliyoruz. Ama tüm bu çalışmalar büyükçe bir müze olacak. Belirli tasnifler yapıldıktan sonra ve müze açıldıktan sonra herkes bu eserlere ulaşabilecek. Eczacıbaşı’nın malzemelerinin bir kısmı sergilenmek üzere İzmir’e gitti . Ama Abdi İbrahim evrak bölümü ve orijinal şişeler burada kaldı.

•Çalışmalarınız sırasında sizin için özel bir değere sahip eserler oldu mu?

Konuşmalarımda da anlattı ğım gibi bazı eserler beni çok duygulandırmıştır.Bir açık arttırmada çok yüksek fiyata aldığım Della Suda Faik Paşa’nın 1862’de Londra sergisinde ilaç ve drog koleksiyonları ile kazandığı madalya ve yine bir müzayededen üzerinde Rumca farmasi kelimesi geçtiği için aldığım bir zarf benim için çok değerli olan iki muhteşem eserdir.

Çok teşekkür ederiz

 

Kaynak: IUPSA Dergi

Özet
Makale Adı
Eczacılık Tarihi Üzerine Mert Sandalcı ile röportaj
Yazar
Açıklama
Eczacılık Tarihi Üzerine Mert Sandalcı ile röportaj

Aşağıdaki yazıları da incelemenizi öneririz:

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Kişi oy verdi, 5 üzerinden ortalama puan: 5,00. Bu yazıya oy vermek ister misiniz? )
Anahtar Kelime:

Bir Yorum Yazın