Etnobotanik Çalışmaların Ülkemizdeki Yeri

  • Haberin Tarihi: Kasım 8, 2014
  • Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
Etnobotanik Çalışmaların Ülkemizdeki Yeri

Etnobotanik araştırmalar deneme yanılma yoluyla ve uzunca bir süreçte, çağdan çağa aktarılarak günümüze kadar ulaşmış olan çok değerli bilgilerdir

İlk kez 1895 yılında Prof. J.W.Harshberger tarafından kullanılmış olan Etnobotanik teriminin manasına baktığımız zaman bitkilerin insanlarla çalışılması veya bitkilerin yerel halk tarafından kullanımı diyebiliriz.Yani kısaca biz bunu insan-bitki ilişkisi diye de adlandırabiliriz.

Etnobotanik araştırmalar deneme yanılma yoluyla ve uzunca bir süreçte, çağdan çağa aktarılarak günümüze kadar ulaşmış olan çok değerli bilgilerdir.Fakat teknolojinin gelişmesiyle ve şehir hayatına olan ilginin artmasıyla etnobotaniksel bilgilerin kaybolması sorun gündeme gelmektedir.Bu nedenle bu bilgilerin düzenli bir şekilde yazılı hale getirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.Bu zaruriyet  yaklaşık(keşfedilen kadarıyla) 3.000 endemik tür çeşidi bulunduran ülkemizin ekonomisi açısından da önemlilik arz etmektedir.Günümüzde bu alanda en ileri ülke Hindistan’dır.Ayrıca Çin,Nijerya,Kenya gibi Afrika ülkeleri ve Latin Amerika’da da bu konunun üzerine düşülmektedir.Hatta bu ülkelerde etnobotanik üzerine enstitüler ve laboratuvarlar da kurulmaktadır.

Etnobotanik çalışmalarda halkın bitkiye verdiği isimler ve kullanım biçimlerinin saptanması da çok önemlidir.Zira yapılacak arazi çalışmalarında bilimsel isimlerin halk tarafından bilinmeme ihtimali oldukça yüksektir.Turhan Baytop tarafından hazırlanmış olan ‘’Türkçe Bitki Adları Sözlüğü’’ yöre halkının bitkilere vermiş olduğu isimlerin bilimsel karşılıklarının saptanması açısından yazılmış olan önemli eserlerdendir.

Türkiye florasına baktığımız zaman 174 familya 1251 tür ve 12.000’den fazla tür ile oldukça zengin bir bitki dünyasına sahip olduğunu görüyoruz.Ve bunlardan yalnızca 234’ü kültür bitkisi,diğerleri ise ülkemizde doğal yayılış gösteren bitkilerdir.Endemizm bakımından da oldukça zengin bir ülke olan Türkiye’de 2891 endemik bitki varken,tüm Avrupa’da ise bu sayısı 2750 kadardır.Ayrıca yurdumuz endemizm açısından Orta Doğu’nun da en zengin florasına sahip olmakla birlikte çok sayıda türün de gen merkezi konumundadır.

Bu arada biz eczacıları daha yakından ilgilendiren konu bu endemik bitkilerden hangilerinin tıbbi olduklarıdır.Tıbbi olarak kullanılan bitki sayısı tam olarak bilinmemekle beraber 500 civarı olduğu düşünülüyor ve bunlardan 200 tıbbi bitkinin de ihraç potansiyelinin olduğu belirtilmektedir.Dünyada tıbbi olarak kullanılan türlerin sayısının 20000-70000 arasında olduğu düşünülmektedir. WHO’nun tahminlerine göre dünya nüfusunun %80’i,Afrika’nın ise  %95’i tıbbi bitkilere dayalı tedavi yöntemlerinden yararlanmaktadır.Yine WHO verilerine göre Japonya’da hekimlerin %60-70’i hastalarına kampo ilaçlarını önermektedir.

Yine çok tuhaf bir bilgiyi daha paylaşmak istiyorum;yeryüzünde mevcut çiçekli bitkilerin yalnızca %15’inde farmakolojik ve kimyasal araştırmalar yapılmıştır.Yani dünya üzerindeki tüm bitki türleri düşüldüğünde son derece düşük olan bu oran,bitkilerin değişik ilaç şekillerinde kullanılmaları için oldukça büyük bir avantaj oluşturduklarını bir kez daha göstermektedir.Bütün bunlar göz önüne alındığında ülkemizde bu alanda ne kadar büyük bir çalışma potansiyeli olduğu görülmektedir.

Anadolu’da yabani bitkilerin tıbbi olarak kullanımları da çok eski zamanlara dayanmaktadır.Bu dönemlerde yabani bitkilerden istifade edilği gibi bazı değerli tıbbi bitkiler de drog elde etmek için yetiştirliyordu.Hatta iş o kadar ileri boyutlara gitmiştiki Hititler ve Bizans dönemlerinde Anadolu’da elde edilen bazı drogların dış ülkelere ihraç edildiği de bilinmektedir.Yine günümüzde de tıbbi bitkilerin ihracatta oldukça büyük payı vardır.2007 yılı TÜİK verilerine göre bunlardan özellikle nane,ıhlamur,haşhaş,meyan kökü,adaçayı,defne,kekik,biberiye vs. bitkiler oldukça büyük paylara sahiptir.Hatta talebi karşılayamamaktadır ki daha görücüye çıkmasına gerek kalmadan satılmaktadırlar.

Eski kaynaklara bakacak olursak;Selçuklular döneminde Anadolu’da kullanılan bitkisel droglar hakkında en detaylı bilgiler İbn Baytar’ın El-Müfredat isimli eserinde yer almaktadır.Yine Osmanlı zamanına bakacak olursak İbn Batuta ve Evliya Çelebi’nin eserlerinden Anadolu’daki tıbbi bitki kullanımıyla ilgili bazı bilgilere ulaşabiliyoruz.Ama bu konu ile ilgili ülkemizde ilk bilimsel çalışma 19.yy’ın sonlarında başlamıştır.Güzel olan da bu konuyla daha çok bilgisi hakim olan eczacılar ilgilenmişlerdir.1850’den sonra ise yerli droglar üzerinde araştırmalarda bulunan ve sonuçlarını yayınlayanların başında Giorgio Della Sudda ve Pierre Apery gelmektedir.Ayrıca cumhuriyet döneminde İstanbul Üniversitesi Farmasötik Botanik ve Genetik Kürsüsü Başkanı Ord. Prof. Dr. A.Heilbronn da Türkiye’de tıbbi bitkiler alanında bugünkü anlamda farmakognozik araştırmaları başlatmıştır.Bu çalışmalar incelendiği zaman;bitkilerin kullanımıyla ilgili en fazla yayının Sivas,İstanbul ve Konya illerine ait olduğu;en sık olarak da insan sağlığı ve gıda amaçlı kullanıldıkları saptanmıştır.Aynı araştırmalarda ülkemizde en fazla etnobotanik çalışması İç Anadolu Bölgesi’nde,en az yapılmış olan çalışmanın da Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olduğu görülmektedir.Yine TEBVET(Türk Etnobotanik Veri Tabanı)’e göre etnobotanik açısından en iyi tanınan 12 il Sivas,Erzurum,İstanbul,Konya,Gaziantep,Balıkesir,Sinop,Mersin,Afyonkarahisar,Bursa,Diyar-bakır ve Tokat olarak belirlenmiştir.Ayrıca,Çankırı ,Mardin,Nevşehir,Sakarya ve Şırnak illerinde etnobotanik incelemelerin çok az olduğu bilinmektedir.Hatta Batman ve Kırıkkale de hala etnobotanik bir çalışma yapılmadığı bildirilmektedir.

Sonuç olarak;Zengin florastik yapısı olan Türkiye’nin etnobotanik çalışmalar için oldukça zengin bir araştırma ortamına sahip olduğunu görmekteyiz.Etnobotanik çalışmalarla halkımızla bitkiler arasındaki ilişkiyi gelecekteki kuşaklara aktarması açısından önem taşımaktadır.Böylelikle geleneksel kültür haline gelmiş olan etnobotanik bilgilerinin unutulması ve kaybolması önlenecektir diye düşünüyorum.Özellikle geleneksel halk ilacı üzerinden yapılacak bilimsel araştırmalar ile yeni ilaçların keşfedilmesi artacaktır.Ayrıca etnobotanik çalışmalarla çok sayıda gen kaynağı bitkilerimize ve endemik bitkilerimize sahip çıkıp, bu değerli bilgilerin ve kültürel zenginliğin aktarımını sağlamalıyız.


Hakan BAĞRIAÇIK

[email protected]

Aklınıza takılan sorular için bize buradan ulaşabilirsiniz

Aşağıdaki yazıları da incelemenizi öneririz:

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Kişi oy verdi, 5 üzerinden ortalama puan: 5,00. Bu yazıya oy vermek ister misiniz? )

Bir Yorum Yazın